Bir dünya düzeni de geride bırakılıyor… 2020 yılına girdiğimiz tarihlerde bütün dünyada etkisini gösteren COVID-19 ile birlikte insanların tüketimden, üretime, hayat tarzlarının değiştiği bir döneme girdik. Bir yandan sağlık üzerine dünyanın el ele verip çalışmalar yaptığı, diğer bir yandan ise dünyadaki 7 milyar insanın büyük kentleri terk edip yerelleşmeye yöneldiği, 47 metrekarelik evlerden çıkıp bir bahçe edinip bostanlarını oluşturmaya çalıştığı günleri yaşıyoruz. Peki içinde bulunduğumuz bu alışılagelmiş düzenden çıkan insanların kapitalist ekonomiye bakış açısı nasıl değişti? Acaba daha az mı tüketiyoruz veya üretirken hepimiz ofis ortamlarından çıktığımızda evlerimizden çalışıp kısa zamanda güzel işler başararak daha verimli üreticiler haline mi geliyoruz? Bu sorunun cevaplarını İstanbul’da temellerinin Dr. Uygar Özesmi tarafından atıldığı good4trust.org adlı oluşumdan yararlanarak cevaplamaya çalışacağız.

Öncelikle 2019 yılının eylül ayında başlamış olan ve daha sonra dünyayı kasıp kavuran bir salgına dönüşen korona virüsünün bizde yarattığı korku ve soru işaretlerini ele almakta fayda görüyorum. Başlarda dünya liderlerinin ne yapacağını bilemediği, kendilerine pay çıkarmak yerine
salgının başladığı Çin’i ve Çin halkının fertlerinin günlük yaşantılarını suçladığı bir süreçti aslında. Fakat sonrasında işlerin o kadar da basit ilerlemediğini gördük ki zaten Bill Gates gibi dünyanın bilindik figürleri böylesi bir salgın hastalığın görülmesinin muhtemel olduğunu konuşmalarında bizimle paylaşmışlardı. Buna rağmen dünya ekonomisinde büyük paylara sahip olan popülist ülke liderleri sorunla değil suçluyla uğraşmaya çalıştılar. Sonunda örneğin dünyada modaya ilham veren ve moda haftaları boyunca uluslararası yankı uyandıran şehirler birer birer pandeminin kurbanı oldular.

Fakat hâlâ bunun sorumlusu aranıyordu… Bu durum biz vatandaşları veya göçmenleri olduğumuz ülkelerin içinde bulunduğumuz bu kaos ortamını öyle veya bu şekilde yönetememesinin sancılarını çektik. Artık hiçbir yer iyi değildi, güvenli değildi ve hiçbir yer daha yaşanılası kılınamıyordu. Ölümlerin ve bu hastalığın bizi psikolojik olarak yıkmaması için hep beraber kolları sıvadık ve sanal ortamlarda el ele verip bir birimize destek olduk. Artık herkes evden işlerini halleniyor; spora, yemek yapmaya, ailesiyle vakit geçirmeye, kendini geliştirecek ve ufkunu açacak eğitimlere katılmaya başlıyordu. Daha az harcamaya çabalıyorduk; çünkü ne zaman kapının önüne koyulacağımızı kestirememiştik.

Evlerimizin içinde yaşarken aslında artık dışarının nimetlerinden faydalanamayacağımıza ve kendimizi bahçesi veya bir balkonu olan evlerin artık lüks olmadığına ikna etmiştik. Sıra bunları gerçekleştirmeye geldiğinde ise belki de hiç olmadığımız kadar cesur davranıp hedeflediğimiz
yerleşik ve yerel düzeni oluşturmaya koyulduk. Artık herkes yerele yönelmiş, komşu marketten veya üreticiden ihtiyaçlarını karşılamaya başlar olmuştu. Çünkü artık Çin’den gelen ithal ürünlere pek güvenemiyor veya aylarca süren teslimat sürelerini beklemek yerine örneğin maske alırken
yerel üreticileri tercih ediyor olmuştuk. Belirtmekte fayda var, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da dediği gibi bu süreç 50 sent gibi küçük bir meblağ tutan maskelerle kontrol altına alınabiliyordu fakat bu maskeler maalesef genelde Çin’den ithal ediliyordu.

Herkes dünyanın farklı yerlerine dağılmış olan üretim yerlerinin aslında çok da mantıklı olmadığını, böylesi bir krizde elimizden geldiğince kendi yağımızda kavruluyor olmamız gerektiğini düşünmeye başladı. Milyarlarca maske Çin’de üretilmiş olsa ne yazar? Bizim elimize geçmedikten sonra bunun bize nasıl bir faydası olabilir ki? Peki ya bu aralar çok severek tüketilen avokado gibi meyvelerin kendi ülkemizde üretilmesi mümkünse eğer neden ithal ürün tercih edelim ki… Kendimize yeni mobilyalar alırken IKEA’nın bitmiş stoklarını beklemek mantıklı mıydı ki? İşte burda 3 aydır gönüllü olarak içinde bulunduğum yeni pazar alanı Good4trust yani iyilik için güven adlı oluşumdan bahsetmekte fayda görüyorum.

Bu insanlar doğaya saygılı ve kendilerine uygun bir hayat sağlayabilecek kadar kazanacakları üreticiler ve türeticilerden oluşan bir topluluk. Peki bu topluluk bize ne gibi şeyler vaatediyor? Öncelikle geleceğe umutlu bakmamızı sağlayan, çöplerimizi bile Bokashi Kovası gibi Japon Çöp
Turşusu’nu yaparak geri dönüştürebileceğimiz; plastiklerden arınmış temiz bir doğanın içinde yaşamamızın mümkün olabileceğinin; bizlere hayallerimizin hayal olarak kalmasını değil de onları gerçeğe dönüştürmek için kollarımızı sıvamamızı öğütlüyor. Yani harekete geç! Çok geç olmadan bize döngüsel ekonomiden daha fazlasını öğütleyen bu yeni modele kulak veremizi ve küçük emeklerle büyük umutların yolunda yürüyebileceğimizi bize gösteriyor.

Good4trust’ın yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’nde iki eski beyaz yakalının başlattığı minimalizm akımından da kısaca bahsetmekte fayda görüyorum. Nedir bu herkesin dilinde olan mini evler, ‘less is more’ baskılı tişörtler veya pahadan ve abartıdan arınmış hayatlar? İşte bunun
cevabı 5 yıl kadar önce kurulmuş minimalizm akımına dayanıyor ve bizler Good4trust gibi çevreye saygılı, kapitalist düzene alternatif olan bu tarz pazar alanlarına yönelmeye başlıyoruz. Yıllardır ekonomik krizlerle sancılarını çektiğimiz kapitalizmin artık bize dert olmayacağına dair bir
umudumuz var. Dünyada hasılatın çoğunu ellerinde bulunduran zengin sınıfın karşına geçen bir orta sınıf oluşturabiliriz artık. Hayat zaten bir süredir paradan ibaret değildi… Sevdiklerimizle veya sevdiğimiz şeylerle geçirdiğimiz kaliteli zaman aldığımız 2000 dolarlık aylık maaştan daha önemli hala geldi. Amazon veya Aliexpress’ten sipariş vermek yerine evde kendimiz maskemizi yapabiliyoruz ve aslında bu çok keyifli!

Son olarak söylenmesi gereken şeylerden biri ise her zaman bardağı dolu tarafından görebilecek kadar güçlü olmadığımızdır. Fakat şairin de dediği gibi “Yaşadım diyebilmek için” yaşanacak ve bir sorunun sorumlularından ziyade çözümlerine odaklanarak böylesi, dünya çapında sağlık ve ekonomik krizler çözüme kavuşturulacaktır. Küçücük odalara veya çalışma ortamlarına sıkıştırılan zeki ve donanımlı bireyler kendilerinin az zamanda çok işler başarabildiklerini görüp 20. yüzyıldan kalma bu çalışma mantığına bir dur deyip kendi değerlerinin farkına varmışlardır. Bu yazıya vakit ayırdığınız için sizlere teşekkür eder ve sağlıkla kalmanızı temenni ederim.

Gaye KÖSE

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir