Politika-Tarih

Aşırı sağ/sol’un tartışması : Mélenchon vs Zemmour

Aşırı sağ/sol’un tartışması : Mélenchon vs Zemmour

Bir tarafta 40 yıldır siyasetin içinde olan, sol sosyalist ve komünist partilerde bulunmuş, bir dönem Mesleki Eğitim Bakanı olarak da görev yapmış ve halen Boyun Eğmeyen Fransa partisinin lideri Jean-Luc Mélenchon.

Diğer tarafta ise yıllarca sağ gazetelerde siyasi köşe yazarlığı yapmış, televizyon programlarında ateşli yorumculuklarda bulunmuş, Fransız aşırı sağ polemikçi Éric Zemmour.

Bu iki isim BFM TV ekranında perşembe günü 2022 seçimlerine yönelik kendi programları ve fikirleri çerçevesinde bir tartışmaya çıktı.

Bu tartışma programında konuşulan detaylara girmeden önce Zemmour ve bugünlere gelişi üzerine konuşmak yararlı olacaktır.

Zemmour son yıllarda özellikle Müslümanlara ve Fransa’daki göçmen, mülteci ve Afrika, Kuzey Afrika kökenli Fransızlara karşı söylemleriyle dikkat çekiyor. Bu kapsamda örneğin en son açıklaması oldukça provakatifti. Kendisi 2022 seçimlerinde seçilirse Fransız olmayan Muhammed gibi isimlerin konulmasını yasaklayacağını açıkladı.

Göçmen kökenli Fransızların yoğun olarak yaşadığı Seine-Saint-Denis departmanını hedef alan Zemmour, Eylül ortasında yayınlanan Fransa Son Sözünü Söylemedi kitabında, Paris bölgesinin bu bölümünü dini bir sömürgeciliğin yabancı bir yerleşim bölgesi kurbanı olarak nitelendirmişti.

Fransa’da bu tarz söylemlere Le Pen ailesi sayesinde alışkınız. Peki Zemmour’u Le Pen’lerden ayıran özellikler nelerdir?

İdeolojik olarak pek de farkı olmasa da Éric Zemmour yıllarca televizyon programlarında yaptığı polemikçiliğinden yararlanarak medya yüzünü kullanmak istiyor ve popülaritesi bu kadar arttırmışken adaylığını açıklama kararı alıyor.

Son yapılan anketlere göre ise Marine Le Pen %18 bandındayken Éric Zemmour %11 düzeylerinde seyrediyor.

Fransızların bugünlerdeki kâbusu ise bu iki adayın ikinci tura kalması ve bu iki aşırı sağ ve ırkçı kanadı temsil edenler arasında seçim yapmak zorunda kalınması. Daha öncesinde ise aşırı sağı temsilen Le Pen’lerin ikinci tura kalmasında cumhuriyetçi rakip adaya herkesin oy vererek Cumhuriyetçi Blok’un oluştuğu görülmüştü. Fakat iki aşırı sağın ikinci tura kalması korkusundan olacaktır ki tüm Fransa tarihinin en sevilmeyen cumhurbaşkanı olabilecekken Emmanuel Macron’un anketlere göre popülaritesi %6 artmış.

Aşırı sağın patronu kimdir ve kim aday olmalıdır tartışmalarında Marine Le Pen ile Éric Zemmour sık sık karşı karşıya geliyor.

Buna karşılık daha önceden teyzesinin partisinde görev alan, şimdilerde Lyon’da bir akademinin başkanlığını yürüten ve soyadından Le Pen’i çıkarmak isteyen yeğen Marion Maréchal-Le Pen ile Éric Zemmour, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın daveti üzerine Macaristan’da göçe, LGBTi’ye, kürtaja karşı birleşerek Avrupa demografisini lehlerine çevirmek isteyen popülistlerin toplantısına katıldılar.

Burada yaptığı açıklamada ise Zemmour yeğen Marion Le Pen hakkında “O zeki, açık, meraklı bir kız (…) aynı stratejik çizgideyiz” derken teyze Le Pen için “Marine Le Pen’in kazanma şansı yok (…) benim şansım var mı, o başka konu” dedi.

Aşırı sağın işte bu ahval ve şeraiti içinde aşırı solun vazifesi ne olacak ?

Buna karşı verilen cevap ise perşembe günü gerçekleşen tartışmada aranabilir.

En temelde diyebiliriz ki birçok konunun gündeme geldiği tartışmada Mélenchon daha çok eşitsizliklerin artışı ve iklim krizi üzerinde konuşurken Zemmour göçmenler ve Müslümanlar üzerine yoğunlaştı.

Yine Mélenchon‘un kimlik sorunları etrafındaki sürekli belirsizliği ve Zemmour’un ekonomik açıdan zayıflıkları göze çarpan noktalardandı.

İlk saat Eric Zemmour’un favori temaları üzerine ayrıldı:  göç, güvensizlik ve İslamcılık.

Zemmour’a göre Fransa, varoluşsal bir sorunla karşı karşıyadır, “Fransız seçkinleri, Hristiyan medeniyetine düşman olan Müslüman bir medeniyetten milyonlarca göçmenin Fransa’ya gelmesine izin vermek gibi canice bir budalalığı işlediler.” Entegrasyon yerine asimilasyon tanımını kullanan Zemmour için, “İslam Fransa ile bağdaşmaz” ve “esas olarak politik” bir din olduğu için İslamcılıktan pek de farklı değildir. Ancak Zemmour, “Müslümanlar ile İslam arasında bir fark” olduğunu kabul ederek, “Fransız din anlayışını özel bir mesele olarak değerlendirerek sahiplenebilen Müslümanların” millette “yerlerinin” olduğunu belirtti.

Zemmour bu ilk bölümde, güvensizlik ve göç arasında doğrudan bir bağlantı kurarak, bu iki meseleyle ilgili olarak ülkenin durumunun apokaliptik bir resmini çizdi.

Mélanchon ise Eric Zemmour’un aşırılıklarını kınayarak, onu “Fransa için bir tehlike, bir ırkçı” olmakla suçladı.

Mélenchon kültürlerin karışmasını ve bir senkretizm oluşumunu geri dönüşü olmayan bir süreç, “bir seçim değil, bir gerçeklik” olarak sunuyor. Ona göre, “bir tür varsayılan kreolleşmeyi, yani aynı yerde bulunan insanların ortak kültürünün yaratılmasını en uzun süre uygulayan ülke Fransa’dır”. Açıkçası göç, İslamcılık veya entegrasyon konusundaki önerileri hakkında net bir görüş oluşturamayan Mélenchon, tam olarak kendi modelini savunmaktan çok rakibinin bulgularını azaltmaya çalıştı diyebiliriz.

Tartışmanın hararetlendiği anlarda ise şu atışmalar yaşandı.

Mélenchon:  “Hiçbir şeyi çözemeyeceksiniz, insanları birbirine düşürmeye, iç savaşa itiyorsunuz”

Zemmour : “Bir profesörün kafasının sokakta yuvarlandığı ülkeye ne denir? Ben buna iç savaş diyorum ”

Mélenchon: “Zemmoristan var. Kadınların aşağılandığı, ölüm cezasının geri geldiği, eşcinsellerin cezalandırıldığı bir ülkeye Suudi Arabistan deniyor.”

Zemmour : ” İşte, İslamlaştırılmış banliyöleri tarif ediyorsunuz! “

Güvenlik konusunda ise Mélenchon özellikle “suçla mücadele ekiplerinin ve BRAV’ın [Motorlu Şiddet Eylem Birlikleri] feshedilmesini” önerdi. “İnsanlara saygı duyan bir polis gücü istiyorum diye devam etti. “Bana göre, yaşadığımız suçluluk bir suç değil, bir cihat, diyen Zemmour; “bu, bize karşı yürütülen bir medeniyet savaşıdır, bir yağma savaşıdır, bir tecavüz savaşıdır, bir cinayet savaşıdır.” diye devam etti.

Ekonomi, Sosyal, Ekolojik Konular

Tartışmanın ekonomik ve sosyal konuların yanı sıra küresel ısınmaya karşı mücadeleye ayrılan ikinci bölümü, Jean-Luc Mélenchon‘un açık bir egemenliğiyle sonlandı.

Bu konularda kendini ifade etmeye alışık ve detaylı bir programı olan Mélenchon asgari ücreti, ücretsiz temel hizmetleri, ekolojik planlamayı artırma planlarını güçlü argümanlarla ortaya koydu.

Tüm sorunların başına koyduğunu varsaydığı göç konusunda çok rahat olan Zemmour refah devleti anlayışının çok yüksek düzeyde sosyal katkılar sunmasının obezliğe sebebiyet verdiğini belirtti ve vergilerin düşürülmesi gerektiğini vurguladı.

Mélenchon, kıyamet vaadini iklimsel düzeye taşımayı seçerek “2050’de Camargue, Dunkirk ve Bordeaux’nun sular altında kalacağı” ve “yılda dört ay kuraklık yaşanacağı” bir Fransa tehdidine karşı uyarıda bulundu. Mélenchon Fransa’nın nükleer enerjiden çekilmesini savunurken Zemmour, “Nükleer enerjiyi terk etmek, Fransa’nın egemenliğinden vazgeçmektir, 200.000 kişiyi doğrudan işinden etmekdir”, diye açıkladı, “doğaya yakın, köklü, sağcı bir ekolojiyi yeniden icat etmek” dileğini dile getirdi ve 2050’de böyle devam edersek Fransa büyük bir Lübnan olacak dedi.

Akşam boyunca, çok yönlülüğünden yoksun olduğunun bir göstergesi olarak, neredeyse her temayı göç tehlikesiyle ilişkilendirmeye çalışan Zemmour’a Mélenchon “Sen bozuk bir plaksın” tepkisini verdi.

İki aday arasındaki anlaşma noktaları ise uluslararası meselelerde açığa çıktı: Avrupa Birliği tarafından hiçe sayılan Fransız halkının egemenliği, NATO’dan ayrılma ihtiyacı vs.

Bu tartışma ise oldukça ilgi çekmiş gözüküyor. Çünkü 3,81 milyon kişi tartışmayı internet üzerinden canlı olarak takip etti. Tartışmanın kazananı ise birçok yorumcuya göre yok. Maç şimdilik berabere sonuçlandı. Fakat Zemmour ile televizyonda canlı olarak konuşma cesaretini gösteren ilk lider olarak Mélenchon avantajı kapmış gözüküyor.

Mert DEDECAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu