Sinema

Güney Terminali’nden Transit

“Ölmüş adam, öteki dünyada tanrının kendisi hakkında vereceği kararı bekliyormuş. Bir yıl, on yıl değil tam yüz yıl beklemiş kapıda. Sonunda hakkındaki kararın verilmesi için tanrıya yalvarmış. Daha fazla beklemeye katlanamayacağını söylemiş. Ve nihaket beklediği cevabı almış. Cevap şöyle imiş :

Nedir beklediğin ? Cehennemdesin çoktan!”

(Anna Seghers’in Transit kitabından ölmüş adamın hikayesi)

Cehennem gibi kara bir dönemin habercisi Cezayir İç Savaşı, Cezayir hükümeti ile çeşitli İslamcı isyancı gruplar arasında 26 Aralık 1991’den (İslami Selamet Cephesi Partisi’nin seçim zaferini reddeden bir darbenin ardından) 8 Şubat 2002’ye kadar süren bir iç savaştı.

Ülke tarihinde 1962 yılında Fransa’ya karşı verilen bağımsızlık mücadelesi ve direnişinden sonraki en çarpıcı olay olan bu iç savaş aynı zamanda kirli savaş (La sale guerre) olarak adlandırılır. Suikastların, bombalamaların, sivil ölümlerin gerçekleştiği bu dönemde 150 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

Bu dönemi anlatan elbette birçok film vardır; fakat bir tanesi anlatım açısından dikkate değerdir.

Cezayir kökenli Fransız yönetmen Rabah Ameur-Zaïmeche “Terminal Sud” Güney Terminali (2018) filmi ile özel bir anlatım dili geliştiriyor.

Film esasında Black Decade olarak adlandırılan yani Cezayir İç Savaşı (1990 – 2000) döneminde geçiyor. Asker olup olmadıklarını bilmediğimiz bir takım üniformalı adamların yoldan geçen minibüstekileri indirerek, kimisini öldürüp kimisini soyarak başlatılan filmde olaylar şimdiki zamanda geçiyor ve çekimler Fransa’nın güneyinde yapılıyor.

Yönetmen ise bu tercihini şu şekilde açıklıyor : “Bu sivil savaş, baskınlar, öldürmeler, kaçırmalar herhangi bir ülkede herhangi bir zamanda olabilen benzer şeyler.”.

Kaosa sürüklenen bir ülkeyi konu alan filmin başrolünde daha çok komedi filmleri ile tanıdığımız komedyen Ramzy Bedia doktor rolünü oynuyor ve filmi adeta tek başına sırtlıyor.

Terminal Sud filmi çağdaşı olan, 90’ların Cezayir’inde moda tasarımı okuyan kadın öğrencilerin dini aşırılığa direnişlerini anlatan 2019 yapımı Papicha filmini anımsatıyor.

İki filmde de karakterlerimiz Cezayir’den kaçarak Fransa’ya yerleşiyorlar.

Özellikle Terminal Sud filminin bizi yönlendirdiği nihai nokta göçtür. Çünkü doktorumuz filmin sonunda ölümler, baskı ve zulümler karşısında Fransa’ya göç etmiştir.

Dolayısıyla bu noktada değinmek zorunda olduğumuz bir diğer film 2018 yapımı Transit’tir. Film esas olarak, faşist bir devletten kaçmak için ölmüş bir yazarı taklit eden bir mülteciyi (Franz Rogowski) konu alıyor.

Film Anna Seghers’in 1944 yılında çıkan aynı adlı romanından esinlenmiş ve günümüzde geçecek şekilde uyarlanmıştır.

Evet film günümüzün Paris’inde başlar. Bir Alman siyasi mülteci olan Georg, Fransa’nın Paris kentinde tutuklanmaktan zar zor kurtulur ve güneye Marsilya’ya kaçmak zorunda kalır. Marsilya’da ise artık kendisi değil, ölmüş bir yazar olan Franz Weidel’dir.

Transit filmini Terminal Sud filmi ile bağlantılandıran olguların başında göç geldiğini söylemiştik. Ama bir diğer önemli nokta şudur ki film her ne kadar günümüzde geçmiş olsa bile esasında 1942 yılının Fransa’sında geçmektedir.

10 Mayıs 1940 tarihinde Fransa Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmişti. Bu tarihten 1944 yılında kadar Fransa ile Nazi Almanya’sı müttefikti ve Yahudilere karşı eylemlerde ortak hareket ediliyordu.

Transit filminin başlangıcı aslında Temmuz 1942’de Paris’te Rafle du Vel’ d’Hiv olarak tarihe geçen olayı anımsatır. Alman emri altında Fransız polisi, aralarında 4.051 çocuğun, 5.082 kadının bulunduğu 13.152 Yahudi’yi bu tarihlerde tutuklar ve onları hijyenik olmayan koşullarda Kış Velodromunda hapseder. Bu kişiler önce Fransa’da bulunan Drancy toplama kampına ardından ise tarihe karanlık görüntülerle geçen Auschwitz Nazi toplama kampına götürüldüler.

Yani Alman siyasi mülteci olan Georg’un polislerden kaçışının sebebi budur.

Filmin günümüzde geçmesi ve zaman anlamında kullandığı bu anlatım tarzı, sanki, mülteci ve göçmen karşıtı politikaları ile ön plana çıkan aşırı sağcı aile Le Pen ve partisinin Fransa’da iktidara geldiğinde ne olabileceğini söylemek istemektedir.  

Mert DEDECAN

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu