Felsefe/Edebiyat

Alfred de Vigny’nin Cinq Mars Romanı Üzerinden İnsanlık Durumu Analizi

19.yüzyıl edebiyatının önemli isimlerinden Alfred de Vigny, Victor Hugo ile beraber Fransız romantizminin önde gelen temsilcisidir.  Şiir, tiyatro ve roman alanında çalışmaları bulunan ve eserlerinde ön plana çıkan melankoli ile tanınan Vigny, Fransız Devrimi’nin ardından ekonomik durumu kötüleşen, soylu bir asker ailesinden gelmektedir. Yazar ve ailesi krallık rejimine son derece bağlıdır, bu nedenle Napoleon Bonaparte’ın Elba adasına sürgün edilmesinin ve Bourbonların yeniden iktidara gelmesinin ardından, krala olan sadakatini göstermek amacıyla orduya yazılır. İlerleyen dönemlerde ise edebi çalışmalara yoğunlaşmak için ordudan ayrılır. Vigny, Fransa’nın siyasal ve toplumsal yapısında yaşanan değişimleri yakından gözlemler ve deneyimler. Bu değişimlerin yazarın iç dünyasında yarattığı etkiler, eserlerinde derinden hissedilir. 

Şiiri “felsefi düşüncelerin epik ya da dramatik biçimde sahnelendiği bir tür” olarak tanımlayan Alfred de Vigny, roman alanındaki başarısını 1826 yılında basılan Cinq-Mars adlı eseriyle elde eder. Tarihi roman özelliği taşıyan eser ana hatlarıyla, XIII. Louis’nin gözdesi haline gelen Cinq-Mars Markisi Henri d’Effiat’nın (Cinq Mars), Katolik Kilisesi’nin ve devlet yönetiminin güçlü aktörlerinden Kardinal Richelieu’ye karşı yürüttüğü komplo çevresinde gelişir. Fransa’nın İspanya ile savaş halinde olduğu 13 Haziran 1639’da Cinq-Mars, Perpignan Kuşatması’na katılmak üzere Chaumont’da bulunan aile şatosunu terk eder ve Kardinal Richelieu tarafından XIII. Louis ile tanıştırılır. Cinq-Mars’ın masum ve dramatik görünüşünden çok etkilenen kral, onu beraberinde Paris’e götürür ve saray çevresine dahil eder. Richelieu’nün genç yaşı ve zararsız görünüşü nedeniyle krala bizzat önerdiği Cinq-Mars’ın sanıldığı kadar sönük bir karakter olmadığı zamanla ortaya çıkacaktır. Mert ve sağduyulu bir insanın sahip olabileceği tüm özellikler, Cinq-Mars karakterinin etrafında toplanmıştır. Zarif yüz ve vücut hatları ile olgun ve ağırbaşlı bir ifadeye sahip olan karakter; tutkulu bir savaşçı ve âşıktır. Savunduğu değerler ve aşk için ölümü göze alır, saray içindeki statüsünün yükselmesi ise, hedeflerini gerçekleştirmek için kullandığı bir araç olmaktan öteye gitmez. Bu hedeflerin en büyüğü, İspanya düşesi Marie de Gonzague ile evlenmektir. Klasisizmin akıl ve sağduyusunun karşısında yer alan dizginlenemez duygu, coşku ve hayal kavramlarının tümü Cinq-Mars karakterinde bir araya gelir. Romantizm akımının bir diğer ilkelerinden olan, insanların ve olayların işlenmesinde iyi-kötü, güzel-çirkin gibi karşıtlıklardan yararlanılması durumu ise, Kardinal Richelieu ve Cinq-Mars karakterlerinin zıtlığında bolca gözlemlenir. 

Vigny’nin, roman karakterlerini betimlediği veya çeşitli görüşleri savunduğu kısımlarda tarihsel gerçeklikten uzaklaşması dikkat çekicidir. Bu tutumu nedeniyle çokça eleştiriye hedef olan yazar, romanın dördüncü baskısına yazdığı önsözde, sanat ve tarihin felsefi amaçla kullanılabileceği görüşünü savunur. 

19. yüzyılın romantizm türündeki eserleri eleştirilirken, yüzyılın ilk yarısında Fransız yazarların içinde bulunduğu özel durum dikkate alınmalıdır. Yazarlarda, yaşlı bir dünyaya fazlasıyla geç geldikleri kanaati hakimdir. Bu görüş, romantik yaklaşımlarının ve içinde bulundukları mal de vivre (yaşam acısı) durumunun ana malzemesidir. Yazarlar, kahramanlık temasının baskın olduğu, Fransız kültürüne yön veren önemli isimlerin yaşadığı bir dönemi kaçırmış olmaktan, bu dönemin tutkularından uzak yaşıyor olmaktan mustariptir. Bu nedenle romanlarda, yokluğu hissedilen ve geçmişe bakıldığında arzusu ve özlemi duyulan kahramanlık duyguları, ana kahramanlar aracılığıyla okurlara aktarılır.

Aristokrat bir düzenin arzusu ile temelleri yeni atılmış materyal, burjuva toplumun gerçekliği arasında sıkışan Alfred de Vigny, romantik dönem yazarlarının hissettiği genel bunalım durumunu yaşar. Kişisel arzuları ile var olan gerçeklik arasındaki uçurumu fark eden yazar, eserlerinde varoluş bunalımını derin bir biçimde işler. Bu nedenle Cinq-Mars romanı, yazarın yaşama imkânı bulamadığı, ancak görkemliliğinden ötürü özlemini duyduğu 17.yüzyılın ortalarında geçer.

1789 Fransız Devrimi’nin ardından ortaya çıkan atmosferde dünyaya gelen Vigny, eski düzene büyük özlem duyar. Kendisinin de içinde yer aldığı aristokrat sınıfın izlerinin günden güne silindiğini gözlemlemek, yazara büyük acı verir. Cinq-Mars romanının sonlarına yaklaşıldığında ise, Alfred de Vigny’nin içinde bulunduğu bunalım durumunun hafiflediği görülür. Yazar insanlığa olan inancını, kitabın sonunda Corneille ile Milton’ın karşılıklı konuşmasına yer vererek dile getirir. Konuşmanın en vurucu cümlesi Corneille’in “Bir insan ölür ancak bir toplum yenilenir.” sözüdür. Vigny, gençlik hayallerini süsleyen aristokratik değerlerin kayboluşunu, soyluluk kavramının yok olarak yerini dünyevi değerler olan para ve zenginliğin almasını kabullenir. Çözüm olarak ise manevi değerlerin her şeyin üzerinde tutulmasını önerir; bunu gerçekleştirebilen insan ruh aristokrasisi statüsüne ulaşacak ve bu sayede, içinde yer aldığı bunalım durumunu aşacaktır. 

Başak Naz ŞİMŞEK

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir