WESTWORLD’E GİRİŞ

 Bir insanın başvurduğu davranışlar ve kararlar her zaman için bir merak konusu olagelmiştir ve bizi “Bu kişi neden bu şekilde davranıyor da başka bir şekilde davranmıyor?” sorusuna yöneltmiştir. Ya da, “Neden bu kişi böyle birisi olmayı seçiyor da, başka birisi olmayı seçmiyor?”. Bu soruların temellerinde yatan ahlâk ve etik konuları ve düşünceleri felsefe alanında antik zamandan beri tartışılagelmiştir. Peki eylemlerimiz ve kişiliklerimiz Westworld dünyasında nasıl tartışılabilir?

Bu makale serisinde Westworld filmini ve TV dizisini varoluşçu felsefe açısından çeşitli filozofların düşünceleriyle ele alacağım. 1973 yılında yayınlanan film ve 2016 yılında yayına başlayan TV dizi olan bu iki yapımı felsefenin ışığında nasıl ele alabiliriz?

Filmin aksine dizi bizi Westworld ile tanıştırmıyor direkt olarak. Dizi, doğası gereği, pek çok bölüm sayesinde daha yavaş bir tempoda izleyiciye kendisini dolaylı olarak tanıtabiliyor. Film ise açılış sahnesiyle Westworld’ün ne olduğunu, nasıl işlediğini ve ana organını izleyiciye sunuyor. Filmin açılış sahnesinde bir spiker yer alıyor ve bu spiker havalimanında Delos’dan dönen ziyaretçileri karşılıyor. Delos, Westworld’ün içinde bulunduğu ‘tatil’ alanının genel adıdır. Spiker, “Delos’un ne olduğunu henüz bilmiyor musunuz? Delos, geleceğin tatilini bugün yaşayabileceğiniz yerdir.” diyerek bu tatil alanını kısaca açıklıyor ve havalimanındaki bir adamı Delos’daki deneyimini açıklaması adına durduruyor. Bu adam da “Çocukken kovboylar ve yerliler oyunu oynarken karşınızdaki çocuğa elinizi silah şeklinde doğrultup ‘Ateş! Ateş!’ derdiniz ve çocuk da ölmüş gibi davranıp yere yığılırdı. Aslına bakılırsa Westworld de aynı şekilde işliyor, tek farklı yanı gerçek olması.”

Bir diğer kişi ise deneyimini “Altı kişi vurdum. Tabi, gerçek kişiler değildi bunlar.” diyerek açıklıyor.

Son bir örnek olarak da şu verilebilir: Spiker bir adama “Gerçekmiş gibi hissettirdi mi?” diye soruyor ve aldığı cevap “Yaşadığım en gerçekçi şeydi.” oluyor.

Westworld’ü derinlemesine analiz etmemiz adına bu konseptin neyi kapsadığını açıklamaya başlayalım. Westworld yapay ve insan yapımı bir dünyadır. Bu dünyada gerçek bir insan ile arasında ayrım yapılamayan robotlar bulunur ve bu robotlara ‘ev sahibi’ (host) denir, her bir ev sahibinin özel rolü/karakteri ve kişiliği vardır, örneğin barmen, fahişe, pezevenk, çiftçi, hırsız, kasaba şerifi vb. Ev sahipleri, insanlara hiçbir şekilde zarar vermemek üzere programlanmıştır, böylelikle de Westworld’ü ziyaret edenler tam anlamıyla kontrole sahip olduklarını bilirler. Westworld ziyaretçilerine ise ‘misafir’ (guest) denir. Bununla beraber Westworld’de misafirler birbirlerini de fiziksel olarak yaralayamıyorlar, örneğin birisini bıçakladığınızda ya da ateş ettiğinizde kalıcı hiçbir etkisi olmuyor, her ne kadar gerçekten bıçaklanmanın, ateş edilmenin hissini misafir birebir deneyimlese de. Bu ‘ölememe/öldürülememe’ tarafı Heidegger’ın ‘ölüme-yaklaşma’ prensibiyle derinlemesine açıklanacak.

Filmin bir sonraki sahnesinde iki arkadaş yer alıyor ve bu kişilerden birisi Westworld’ü daha önce ziyaret edip diğer kişiye de tavsiye ettiği anlaşılıyor. Daha önce ziyaret etmeyen kişi Westworld’deki silahların gerçek olup olmadığını sorunca arkadaşından olumlu bir yanıt alınca daha da sevindiği ve deyim yerindeyse içi içine sığmadığı görülüyor. Bu ‘gerçek kadar gerçek’ ve aynı zamanda ‘gerçekten gerçekleşmeyen’ olma durumu misafirlerin eylemlerinde sürekli iç içine geçtiğini ve eylemlerini motive eden faktör olduğunu göreceğiz.

Bir diğer sahnede Delos’u tanıtan bir kadın görüyoruz ve Westworld’ü “1880’ler Amerikasının birer yeniden yaratımı. Westworld kanunsuz şiddetin, eylem ve silah odaklı bir toplumun vücut bulmuş hâlidir.” olarak açıkladıktan sonra konuşmasını “İnsanlık tarihinin en heyecan verici tatil noktası burasıdır.” diyerek sonlandırıyor. Westworld’ün bir ‘tatil’ noktası olması bu sanal dünyanın ne denli müşteri/misafir odaklı olduğunun da altını çiziyor. Burası bilim kurguvari, deneysel bir laboratuvar değil, burası tamamıyla tüketime dönük ve tüketim için oluşturulmuş ve geliştirilmiş devasa bir dünya. Misafirler bir araca bindirilerek Westworld’e götürülürken hoparlörlerden “Misafirler dilediklerini yapabilirler. Burada kural yoktur.” denildiği işitilir. Biz de dikkatimizi ‘kanunsuz şiddet’ ve ‘kural’a yönelteceğiz. İnsanları ‘şiddet’ ve tam anlamıyla ‘kural’sızlığa kucaklayan bu insan yapımı ortam bize başlıca şunu sorgulatıyor: “İnsanlar bu ana dek kuralsız şiddet, ve kuralsızlık peşinde hareket ederek dilediklerini gerçekleştirmek istiyordu da, Westworld onlar için biçilmiş bir kaftan mı oldu? Misafirler, buradan ayrıldıktan sonra kimsenin bu mekanda gerçekleştirdikleri şeylerden, haberi olmayacağı için mi buraya gelmek için bu kadar hevesliler? Ya peki burada yapmak istedikleri şeyler? Gerçek hayatta ‘normal’ koşullarda davranamayacakları türden davranışları sergilemek için mi buradalar? Belki de kendilerinden bile sakladıkları karanlık arzu ve tutkuları için buradalar.”

Ardı ardına sorular sorabileceğimiz bu dipsiz kuyuyu Sokrates, Aristoteles, Kant ve Heidegger’in ışığında inceleyeceğiz.

Mertcan Kuranoğlu

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir