Felsefe/Edebiyat

Emile Ajar’la İmkansızı Başaran Romain Gary

Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü, Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden olup bir yazara birden fazla kez verilmemektedir. Bu kuralın tek istisnası, ödülü 1956’da kendi ismiyle, 1975’te de Emile Ajar ismiyle yazdığı romanıyla alan Romain Gary’dir. Peki kimdir bu Romain Gary? Neden takma isimle bir roman yazmıştır? 

14 yaşındayken annesiyle Fransa’ya göç eden Romain Gary’nin annesinin tek hayali oğlunun ünlü bir sanatçı olmasıdır. Hukuk Fakültesi döneminde Gary’nin öyküleri Fransız gazetelerinde yayınlanmaya başlar. Ancak gazeteler kendisinden boş öyküler yazmasını istedikçe Gary bu işten soğur ve gazetelere öykü göndermeyi bırakır; fakat bir taraftan da annesinin umutlarını boşa çıkarmamak için rastgele yerlerden kestiği öyküleri annesine yollar ve bunları takma isimlerle kendisinin yazdığını söyler. Hukuk Fakültesi’nin son sınıfındayken askerlik kurslarını da tamamlar ve kendini birden İkinci Dünya Savaşı’nın içinde bulur. Gary artık bir savaş pilotudur. Savaş sırasında bir yandan da onu üne kavuşturacak olan Avrupa Eğitimi isimli kitabı üzerinde çalışmaktadır. Güvenlikleri açısından annesiyle mektuplarını annesinin İsviçre’de yaşayan bir arkadaşı üzerinden birbirlerine yollamaktadırlar. Savaşın bitmesine yakın Avrupa Eğitimi romanı basılır ve Gary hak ettiği üne kavuşur. Hemen bir telgraf çekerek annesine haber vermek ister fakat annesinden cevap alamaz. Bu durum annesinin savaş yılları sırasında öldüğü sırrını açığa çıkarır. Annesi geride bıraktığı oğlunun umudunu korumak için yüzlerce mektubu hazırlayıp İsviçre’deki arkadaşına göndermiş ve oğlunun mektuplarını onlarla yanıtlamasını istemiştir. Bu yüzden Romain Gary annesinin öldüğünü annesinin hep hayal ettiği başarıyı elde ettikten sonra öğrenebilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başarısı ve ünü çok hızlı bir şekilde ilerler. Cennetin Kökleri isimli harika romanıyla Goncourt Ödülü’ne layık görülür. Başarısı hızla artarken eleştirmenlerin acımasız yorumları Gary’nin yeni aşk hayatıyla beraber gelişmeye başlar. Kendinden 24 yaş küçük olan Fransız sinemasının ikonik ismi Jean Seberg için diplomatik geçmişini bir kenara bırakıp dejenere ve bohem bir hayata dalar. Ama Seberg bir püritendir ve elinin uzandığı her şeye yardım ediyor, evini evsizlere ve hippilere açıyor, tüm benliğiyle ırkçılığa karşı savaşıyordu. Profilleri birbirine uymasa da Gary çaresizce aşıktı: “Ne değiştirebildiğin ne yardım edebildiğin ne de terk edebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz.” der.  Seberg, ırkçılığa karşı protestolara destek verirken hala Gary soyadını taşıyor olmasına rağmen siyahi bir aktivistten hamile kalır, Romain Gary çocuğun babalığını üstlenmek ister ancak bebek prematüre doğar ve iki gün sonra ölür. Jean Seberg’in bebeği cam tabutta gazeteciler önünde sergilemesi artık son nokta olmuştur. Fransızların yapısına uymayan bu aşırı ve rahatsız edici davranışlar yüzünden onaylanmayan eşi ve ilişkisiyle magazinin diline düşmüş Romain Gary’nin okurları iyice azalmıştır ve eleştirmenlerin hemen hepsinin hedefidir; Gary’nin sürekli kendini tekrar ettiğini, tükendiğini, artık kariyerinin sonuna geldiğini söyleyip dururlar ama Gary aslında yeteneğinden değil son zamanlardaki imajından kaynaklı olduğunu hissetmiş olmalı ki piyasaya yeni bir isimle girer ve şah mat!

Yarattığı hayali yazar genç ve yeni edebiyata atılmış olarak tanınıyordu. Romain Gary’yi bitik bulan eleştirmenler için Emile Ajar adeta mükemmeldi, bir dehaydı. Hemen Ajar’ın ikinci kitabı Onca Yoksulluk Varken’le Goncourt Akademisi’nin favorisi olunca Gary bu hayali yazara bir vücut vermeye karar verdi ve kuzeninden röportajlar ve törenler için bu rolü üstlenmesini rica etti. 1974’ten 1980’e Romain Gary, Emile Ajar ismiyle tüm edebiyat dünyasına bir oyun oynadı. Kendi ismiyle de yazmaya devam ederek 6 yıl boyunca bu oyunu o kadar güzel ve profesyonel oynadı ki yolun sonuna kadar kimse bir şey fark etmedi… Ta ki 1980’de Romain Gary intihar edene kadar. Arkasında her şeyi açıklayan ve söyle biten bir mektup bırakmıştır: “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşça kalın.”

Onca Yoksulluk Varken kitabına gelirsek; çoğu yazarın hayali olan bu önemli ödülü kazanmış olması başlı başına yeterliyken üstüne bir de teoride imkansızı gerçekleştirip ikince kere kazanmış olması Gary’nin tarzını çok özel kılıyor. Genellikle toplumdan dışlanmış insanların hayatlarını ele alan Gary, olayları realist bir bakış açısıyla işler. Bazı romanlarında dolaylı olarak kendi hayatına değinen yazarın yarattığı karakterler hayatta karşılaşılması zor karakterler değildir. Etrafımızda var olan ama sesleri kısık insanları anlatır. Her karakterin kendine has üslubunu oldukça sade ama bir o kadar da uyumlu kullandığı romanı Muhammed (Momo) isimli Müslüman bir çocuğun ağzından kaleme almış ve gerçekten Gary’nin o inanılmaz empati yeteneği sayesinde; çocuğun tepkileri, düşünceleri, tahminleri, duyguları, özetle okura aktardığı her şey size tamamen bir çocuğun zihnindeymişsiniz hissiyatı uyandırıyor. Çaresizlik ve yalnızlık duyguları öyle güzel işlenmiştir ki kitabı bitirdikten sonra içinizi acıtmaya devam eder. En ufacık bir duygu sömürüsü, sahte veya abartı duygular barındırmayan bu romanda daha önce okuduğunuz kalıplaşmış tepkilere ve diyaloglara rastlamak imkânsız. Bir sayfayı okurken öteki sayfayı merak etmekten kendinizi alamayacağınız bu sıra dışı ama bir o kadar da gerçekçi roman tüm edebiyat severlere tavsiyem. Her şeyi anlamak bir kitapla ilgilidir belki…

Elif KILIÇ

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir