Edebiyat dünyasında erkek olmak demedik hiç, onun durumunu sorgulamadık ve hiç onların yaşadığı zorluklardan bahsetmedik, sadece bu bile bulunduğumuz durumun içler acısı halini gözler önüne sermeye yeterlidir.

Ne de olsa kadın vefakar bir anne, sadık bir eş, düzenli bir ev kadını olmalı, yazmaya ve düşünmeye vakit kalır mıydı?

Her alanda olduğu gibi, kadın olmak tüm ön yargılara, cinsiyetçiliğe ve engellere karşı büyük bir savaş içerisinde olmaktır. Kadının edebiyattaki yeri bir nevi toplumdaki yerini de derinden etkiler zira edebiyatın konusu insan ve insanın durumudur, kendini bu dünyadan en uzak gören kişinin bile aslında merkezinde bulunduğu, herkese dokunan uçsuz bucaksız bir
deniz…

Edebiyatta da tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, bu başkaldırı kolay gerçekleşmemiştir. Okuması hatta eğitilmesi engellenen kim bilir kaç kadın, kaç şair, kaç yazarın eseri bir sır gibi geçmişe gömülmüştür. İlk kitaplarını “Bell Biraderler” olarak yayımlayan, “Jane Eyre” ve “Uğultulu Tepeler”; kitaplarının yazarları Currer Bell, Ellis Bellaka Charlotte ve Emily Brontë kardeşler gibi geleneksel kadınlık kalıplarını reddeden kadınlar, erkek egemen dünyada yalnızca erkek kılığındayken özgürlüğe ulaşabilmiş bu sebeple sahte erkek isimlerinin ardına sığınmak zorunda bırakılmışlardır.

Toplumda kadını sınırlandırmanın, engellemenin, değersizleştirmenin hatta bastırmanın çabası asırlar boyunca çevremizi zehirli bir sarmaşık gibi sarmalamıştır. Anlatılarda günümüzde bile hala etkili olan alışılagelmiş erkek bakış açısının hakimiyetine, kadınların kitaplarda işleniş biçimlerine ve belirli kalıplara sıkıştırılmasına klasiklerde bile rastlamamız mümkündür. Bir çok eserde aldatan erkeğin durumu normalleştirilirken, aldatan eğer kadınsa intihar ile hayatının son bulması sıkça karşılaşılan bir sondur.

 

Kadının; anne, eş, ev hanımı ya da cinsel bir obje olarak betimlenmesine karşı çıkılarak onu sadece insanlığıyla gerçekçi bir biçimde ele almak kadının önündeki tabuları büyük ölçüde yıktı.

Bununla birlikte, Fransızca ’da kadınlar için bir kişi zamiri olan “elle” kullanımı ile oluşturulan anlatılar Annie Ernaux gibi yazarlar sayesinde edebiyat alanındaki erkek hakimiyetine karşı yapılan en büyük darbelerden biri oldu. Günümüzde bile hala bir tabu olarak kabul edilen kadının cinselliği hakkında da oldukça roman yazan Annie Ernaux, “Kürtaj” adıyla Türkçeleştirilen “L’événement” adlı romanında o zamanlar yasak olan kürtaj yaptırma olgusunu bile korkusuzca en ayrıntılı şekilde eserlerinde yansıtmış, kadınlar açısından zaten oldukça zor olan durumların bir de toplumsal baskılar sebebiyle nasıl daha ağır bir duruma dönüştüğünü işlemiştir.

Bu edebiyat denizinde onları boğmak uğruna yapılan tüm eylemler, aksine onları daha da güçlendirmiş ve daha sert kulaç atmalarını sağlamıştır. Türk edebiyatımızın en önemli kadın yazarlarından Halide Edip, kadınların cemiyette bir mevki edinmesine karşı olan muhafazakarlar tarafından kendisine hatta çocuklarına gelen ölüm tehditlerine boyun eğmedi. Son derece kabiliyetli bir yazar olan Fatma Aliye, evlendirilmesine ve roman okuması bile yasaklanmasına rağmen tarihimize ilk Türk kadın romancısı olarak adını yazdırmayı başardı. Fransız yazar ve düşünce insanı Flora Tristan, boşanmak istediği ve çocuklarını da yanına alıp evinden kaçtığı gerekçesiyle kocası tarafından vurulmuş; bekar bir anne, bir kadın olarak seyahat etmeye ve yaşamaya çalıştığı için toplum tarafından dışlanmıştır. Yine de pes etmeden çabalayarak “Hepiniz yasaların ve ön yargıların baskısı altında tutuluyorsunuz; gelin beraber savaşalım!” demiş, sosyalist ve feminist hareketin öncüsü olmayı başarmış ve ezilen kadınların sözcülüğünü yapmayı yaşamı boyunca sürdürmüştür.

Kadın yazar ve erkek yazar arasındaki farkı en güzel belki de Sylvia Plath’ın hayatı gözler önüne serer, kocası Ted Hughes’de bir yazardır ancak Hughes şiir yazmaya ve ününü arttırmaya devam ederken öncelikli görevi ev hanımlığı  olan Plath, anne ve yazar kalıpları arasında sıkışıp kalması sonucu henüz 30 yaşında hayatına son vermiştir.

Tarih daha nice adı duyulmuş ya da belki de hiç açığa bile çıkamamış sayısız kadın yazarlarımızın yüzyıllardır verdikleri emeklerle doludur.  Hala yaşadığımız toplumda ve nefes aldığımız bu dünya üzerinde, kız çocuklarının en fazla 10 yaşına kadar çocuk olabildiği, daha sonra ise zorla yetişkinler sınıfına dahil ettirildikleri hayatlar olduğu sürece, geçmişte var olan
imkansızlıkları şimdiki normalimiz haline getiren ve yoktan var eden kadınların savaşı her alanda durmaksızın devam edecektir.

Zeynep Gizem ATAY

1 Comment
  1. Anonimömer 6 ay ago
    Tekrarla

    Katılıyorum

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir